Antik Medeniyetler

Ölü Gömme Gelenekleri

                                                    MUMYALAMA  Antik Mısır mezarları,..

Ölü Gömme Gelenekleri
                                                    MUMYALAMA 
Antik Mısır mezarları, tarihinin gelmiş geçmiş en uzun ömürlü medeniyeti olarak bilinen eski Mısır’ın gizemini günümüze taşımış belli başlı yerler olarak çıkmaktadır karşımıza. Ne tapınaklarda ne heykellerde ne de saray kalıntılarında, mezarlarda olduğu kadar gündelik yaşamdan kesitler veren zengin bir malzeme elde edilmemiştir.  Bunun da en büyük nedeni, eski Mısırlıların ölümden sonraki yaşama büyük önem vermelerinden kaynaklanmıştır.
Mumyalama geleneği antik mısır halkı ve firavunlar için son derece önem taşımaktaydı 
Nil nehri’nin düzenli taşkınlıkları ve geri çekilmesi Mısır’da ölü kültünün doğmasında etkili olmuştur. Mısırlılar ekinin kuruduktan sonra tekrar yeşermesini gözleyerek bu sürecin insanlar için de geçerli olduğunu, yani insanın fiziki yaşamının ölümden sonra da devam edeceğine inandılar. Bu ölümle yaşam arasındaki sınır onların firavunları için görkemli mezarlar, yani piramitler yapmalarını sağlamıştır. Firavunların öbür dünyaya geçişine de önem verdikleri için onları mumyalamışlardır. Kuşkusuz bunları firavunların çabasıyla, baskısıyla yapmışlardır. Ayrıca kendileri için de, olanakları elverdiği ölçüde gömütler yapmışlar, mumyalanmalarını sağlamışlardır. Mumyalamanın ilk izlerine Hierakonpolis mezarlığında rastlanmıştır.
Eski Mısırlılar, ölümden sonra ölümsüzlüğün sağlanması için gerekli olduğuna inandıkları ayrıntılı ölü defnetme geleneklerini sürdürdüler. Bu gelenekler, mumyalama ile bedeni koruma, defin törenlerini yapmak ve toprağa verme şeklindeydi. Böylece öteki dünyada ölünün, bedenini ve eşyalarını kullanacağına inanılıyordu. Eski Krallık öncesinde, çölde maden ocaklarına gömülen bedenlerin kurumayla doğal olarak korunmuş kaldığı görüldü. Antik Mısır tarihinin başından sonuna kadar kurak çöl koşulları, yoksul halkın gömülmesinde bir nimet olarak görülmeye devam etti. Çünkü, zengin sınırların yaptığı gibi ayrıntılı ve dolayısıyla pahalı defin işlemlerine olanakları yoktu. Varlıklı Mısırlılar ölülerini taş mezarlarda gömmeye başladılar. Sonuçta insan eliyle mumyalamayı kullandılar. Bu işlemlerde iç organların çıkartılması gerekiyor, beden ketenle sarılıyor ve dikdörtgen biçimli taş lahitle ya da tahta tabutla gömülüyordu. Dördüncü Hanedanlık’tan itibaren bazı iç organlar, özel toprak kavanozlarda korundu
Yeni Krallık’la itibaren antik Mısırlılar mumyalama işlemlerini yetkinleştirdiler, bir sanat haline getirdiler. En gelişkin teknikte, işlemler 70 günü buluyordu. İç organların yine çıkarılması gerekiyordu. Beyin, burun kanalından özel aletlerle çıkarılıyor ve vücut, natron adı verilen bir tuz karışımı içinde kurutuluyordu. Beden daha sonra ketenle sarılıyor, koruyucu muska kuşaklarıyla donatılıyor, insan şeklinde ve boyanmış, süslenmiş bir tabuta yerleştiriliyordu. Geç Dönem mumyaları da keten ya da papirüs katmanlarından yapılan ve koruyucu bir macunla kaplanan özel malzemelerle defnedildi. Kullanılan koruma uygulamaları Ptolemaik ve Roma dönemlerinde geriledi, süslenen mumyanın dış görünüşü daha fazla önem kazandı.
Fakat tüm ölülerin mezarlarına, sosyal durumları ne olursa olsun bir şeyler kondu. Yeni Krallık’la birlikte mezarlara Ölüler Kitabı da bırakıldı. Ayrıca, öbür dünyada kendilerine hizmet edeceğine inandıkları küçük biblolar olan Uşabtiler de konuldu. Daha sonra mezar yakınları tarafından zaman zaman mezara yiyecek götürülüyor ve ölü adına dualar okunuyordu.

                                             MISIR MEZAR MİMARİSİ

 

Mısır dininin başlıca özelliği, ölümden sonra yaşamaya devam edebilmek için vücudu çürütmeden, korumayı başarmaktı. Sonsuza dek saklanan cesedin, sağlam bir mezarda korunmak istenmesi bunun doğal sonucu oldu. Mısır mimarisinin temeli ve başlıca sorunu mezarın bozulmazlığıydı. Bu dokunulmazlık ve sağlamlık bir çok yönlerden sağlanmalıydı. Cesedin, emniyetinin, ölünün servet, eşya, hizmetkar ve hazinelerinin korunması gerekiyordu. Bunun sonucunda mezar bir sapel, depo ve sanat eseri oldu. Heredot’un söylediğine göre ev geçici, mezar ise devamlı bir konuttu. Mezar ve tapınaklarının eski Mısır Çağının en önemli binaları olması da bu düşünceyi kanıtlar.

 

Mısır mezarı, yeryüzündeki konutun karşılığı olarak düşünülmüş bir ev görünüşündedir. İçinde hiçbir canlının giremeyeceği, ruha ayrılmış bir kısım (Tai), rahiplerin ve akrabaların dualar okumak ve sunular bırakmak üzere geldikleri kabul salonları (Ka) ve bu ikisinin arasında bir koridor ağı yer alır.

 

Mısırda mezar mimarisi için çok şeyler bilinmektedir. Çünkü bugüne kadar gayet iyi bir halde kalabilen ve incelenmesi mümkün olan mezar anıtları bulunmaktadır. Mezar anıtları, Şahıs Mezarları ve Krallar Mezarları olmak üzere başlıca iki grupta incelenebilir. Bunlar birbirinden farklı fikirlere göre inşa edilmişlerdir. Çünkü dini inanışlara göre, krallar öldükten sonra tanrılaşmış sayıldıklarından, onlar için yapılacak mezarların sonsuza kadar varolması düşünülmüştür.

 

Mısır’da mezar mimarisi mastaba adı verilen mezar yapılarıyla gelişmeye başlamıştır.

 

Mastabalar, imparatorluğun ilk çağlarından büyük devlet memurları tarafından kendileri için yapmış oldukları mezarlardır. Uzunlukları yaklaşık olarak 50 metre, genişlikleri 25 metre, yükseklikleri ise 10-12 metredir. Mastabanın planı dikdörtgendi. Örkeleri ker***ten yapılmış olup sonradan taştan yapılmaya başlanmıştır.

Mastabalarda üç bölüm vardır. (Levha 1)

 

1. Dış oda; burada ölüye sunulan eşyalar bulunur, duvarlar ziyafet ve bayram sahnelerini gösteren kabartmalarla süslenirdi. Doğu cephesinde bir niş biçiminde yapılan bu oda, bir çeşit şapeldi ve ucunda sunak masasıyla bir yalancı kapı da vardı. Bu niş daha da büyütüldüğü zaman, kapı batı cephesine geçirildi. Bu yalancı kapıda ölünün ruhunun geri geleceğine inanılıyordu.

 

2. Gizli iç oda, Sardab adı da verilen bu odada ailenin ölülerinin heykelleri toplanmıştı.

 

3. Lahidin bulunduğu asıl mezar odası; bir yer altı bacasından ulaşılan bu odada, ölünün özel eşyaları bulunuyordu.

Teknik olarak mastabaların yapımında madeni aletler, matematik bilgisi ve teşkilatmış bir çalışma gerekmişti. Görünüşteki basitliğe rağmen orta bir mimari eser vardır ve mastaba parlak bir gelişimin ilk belirtisidir. Piramit inşaatlarında ilk adım olduğu gibi, sonradan Luxor’da yapılan büyük ölü tapınakları da bu küçük mezar şapeli odasından türedi. Yine ilk defa bu inşaatlarda görülen ince taş işçiliği ise sonradan gelişen bütün mimarilerde gelenekleşti. Mastabaların çoğunluk köy gibi düzenledikleri görülür.

Serdab’a konulan heykellerin amacı, mumyalanmış cesed bozulursa bu ruhun heykellerden birinin içine girebilsin düşüncesiyle konulmuştu. Duvar resimleri ise öncelikle ölüye dünyada yaşadığı hayatı anımsatmaktır. Daha sonraları ölen kimsenin biyografisi de yer almıştı bu duvarlarda.

 

Orta imparatorlukta mastabaların yapımına devam edilmekle birlikte Yeni İmparatorluk dönemi içerisinde mastabalar yerine kayalara oyulmuş kaya mezarlarının yapımına başlanmıştı.

Piramitler ise krala ait mezar mimarisini oluşturur. Biçimi, büyüklüğü ile diğer yapılarından hayli farklıydı. İlk kral mezarları Abidos şehri civarında sülaleye ait basit şekilde yapılmış yapılardı.

İlk kral mezarları basit şekilde ise de sonraları nisbetleri daha büyümüş, duvarları itinalı bir şekle girmiş ve asıl mezarın etrafına, iç bölme duvarı ile niş şeklinde küçük odacıklar ilave edilmiştir.

Piramitler iç düzenlemeleri ile birbirinden ayrılmaktadır. Birincisi mastabaların geliştirilmesiyle yapılan basamaklı piramittir. İkincisi de gerçek pramitlerdir.

 

Piramitler daha çok bölgeler oluştururlar ve bölgelerde yakınların da bulunan çağdaş kasabaların adlarıyla anılır. Bu gruplaşmaların çeşitli nedenleri vardır, ancak ana hatlarıyla. Eski Krallık piramitleri daha çok memphis yakınında yoğunlaşmış, Orta İmparatorluk piramitleri ise İtştavi dönemin başkenti yakınında toplanmıştı. 4. Hanedan’dan başlayarak piramitlere, çevrelerindeki yapılarla birlikte, ad verilmemeye başlandı.

 

Piramitlerin oluşum sürecinde geçtiği aşamalar şöyle idi; planlama, tasarım ve yapım. Piramitlerin kurulacağı alanın belirlenmesinde önemli temel ilkeler esas alınmıştır. Öncelikle güneşin battığı yön yani Nil’in batı yakasında inşa edilmeliydi. Sonra Nil düzeyinden oldukça yüksek bir yerde olmalı ancak ırmağın batı yakasına da uzak düşmemeliydi. Alanın çatlaksız bir kaya üzerinde olması gerekliydi. Başkenti ve firavunun diğer sarayına yakın bir yerde yapılmalıydı.

 

Yer belirleme işleminin ardından piramid işçileri gerekli alanı kum ve çakıl taşlarından arındırmalıydı. Böylece temel kazı alanı kazılıp zemin yatay duruma getiriliyordu.

 

Kazı alanında bu düzenlemeler yapıldıktan sonra, piramidin tabanının tam kare olacak biçimde belirlenmesi ve kenarlarından her birinin dört asal yönden biri doğrultusunda olması gerekiyordu. Eski Mısırlılar piramitlerle ilgili ölçme işlerinin yapılmasında kullandıkları standart uzunluk ölçü birimi “krallık kübit1iydi. Uzunluğu 0.524 m olan krallık kübiti, yedi “avuç” yada yirmi sekiz “parmak”tı. Bir avuç da dört parmağa eşitti.

 

Piramit için gerekli taşlar taş ocaklarından sağlanıyordu. Nil’in doğusunda bulunan Tura’daki Mukattam tepeleri önemli taş ocaklarından biridir. Taşçı ustaları taş bloklarını dikdörtgen prizmaya dönüştürmek için metal testereler kullanıyor ardından kalem ve madırga gibi aletlerle perdahlıyorlardı. Taşların gerekli uzunlukları iplerle ölçülerek denetleniyordu. Yeterli sayıda granit taş elde etmek içinse yeraltına kanal açma suretiyle elde edilebilmekteydi. Kullanılacak granitin nitelikli olması çeşitli işlemlere tabi tutulmaktaydı.

 

Taş ocaklarından elde edilen taş bloklar, tekneler yardımıyla karaya indirilmekte ardından kızaklar yoluyla piramidin oluşturulduğu alana taşınmaktaydı.

 

Granit Assuan’dan, bazalt ve alçıtaşı Fayyum’dan, bakır Doğu Çölü’nden ve Sina Yarımadası’ndan getiriliyordu. Ayrıca kaldıraçlar, levyeler, destekler, yapı iskeleleri ve kızaklar için keresteye, kalaslara ve ahşap dikmelere; üzerlerinden taşların kaydırıldığı yada çekildiği tomruklara; döşeme kaplamaları ve heykeller için su mermerine gereksinim vardı.

 

Herodotos Kepps Piramidinin yapımında yüzbin işçinin yirmi yıl çalıştırıldığını ayrıca bu işçilerinde üç aya bir değiştirildiğini söylemektedir. Ne var ki bu bilginin doğruluğundan emin olunmamaktadır. Ancak Rainer Stadelmann, Eski Mısırlı işçilerin bir günde yaklaşık hacimleri bir metreküp olan 340 bloğu yerine yerleştirdiğini hesaplamıştır. Bu veri temel alınır, söz konusu piramidin yapımında yaklaşık 2300000 blok kullanıldığı ve Eski Mısırlıların bir yılda 360 gün çalıştıkları kabul edilirse, yapım süresi yaklaşık on dokuz yıl bulunur. Bu sonuç, Herodotos’un verdiği ilgili bilgiyle bağdaşmaktadır.

 

 

A. Eski İmparatorluk Mezar Mimarisi

Eski Krallık döneminin en gözde yapıları olan piramitler firavun ve yakınları için yapılmış anıt mezarlarıdır. Yakın çevresinde tapınak ve kutsal mekanlar bulunan piramitlerin çoğunluğu Nil’in batı kıyısında, yaklaşık 100 km uzunluğunda bir bölgede yer alır. Mısırda altmıştan çok piramit bulunur. Bunların en ünlüleri de bu dönem içerisinde yapılmışlardı. Bu piramitlerin en önemlileri şunlardır:

 

1) Zoser Basamaklı Piramidi

III. sülaleden itibaren büyük kral mezarları yapılmaya başlanmıştır. Zoser’de III.sülalenin ikinci firavunudur. Zoseer’in piramidi M.Ö.2600’lı yıllarda Sokkara’da yapılmıştır. Mezarın mimarı İmhotep’tir. İmhotep kralın veziri ayrıca başhekim ve başmüneccimdi. Taş piramitlerin ilkidir bu piramit.

Bina üst üste yerleştirilmiş ve yukarıya doğru gittikçe küçülen mastabalardan meydana gelmiş gibidir. Zoser’in özgün mastabası en az beş kez değişikliğe uğramış ve her aşamada tasarımı geliştirilmiştir. Sonuçta altı basamaklı bir piramit şeklini almıştır. (Levha 2)

 

Özgün mastabanın yeraltında kalan mezar bölümüne derinliği 28 m ve kenar uzunlukları 7 m olan kare en kesitli bir kuyuyla inilmektedir. Mezar bölümü biri ötekinin üstünde bulunan iki gözden oluşturulmuştur. Alt gözde kralın mumyasının olduğu sanılmakta, burası eski zamanda yağma edilmiş ve bir insan ayağı mumyası keşfedilmiştir. Alt gözün uzunluğu 2.97 metre ve genişliği ile yüksekliği 1.67 metredir.

 

Piramidin özünü oluşturan ilk taş mastabanın kenar uzunluğu 63 metre iken ikinci taş mastabanın kenar uzunluğu 71.6 metreye ulaşır. Üçüncü mastaba yalnızca doğu yönünde 8.5 m daha uzatıldı, taban boyutları, kuzey-güney ve doğu-batı doğrultularında, sırayla 71.6 m ve 80.1 m oldu. Dördüncü mastabanın tüm yönlerini 2.9 m daha uzatılarak mastabanın farklı bir biçimde büyütülmesine karar verildi. Böylece mastaba dört basamaklı bir piramite dönüşmüş, yüksekliği 40 metreye ulaşan dev bir yapıta dönüşmüştü. Özgün bir yapısal sistemi vardı. Kuzey-güney ve doğu-batı doğrultularındaki taban boyutları, sırasıyla, 77.4 m ve 85.9 metreydi. Üstünde kenar uzunlukları 6 m olan karesel bir düzlük bulunuyordu.

 

Son olarak da beşinci basamak inşa edilmiştir. Kuzey ve güney boyutları 109.1 m ve 125.3 m doğu ve batı doğrultusu 12 m ve 24 m olarak yapılmıştır. Böylece piramidin toplam yüksekliği 62.2 m’ye ulaşmıştır.

 

Piramid’in güneydoğu yakınındaki yapı grubu sed festivalinin kutlanması için yapılmış mabed ve pavyonların taş kopyası temsil eder. Festical kralın hükümranlığının yeni bir evresini belirtmek üzere düzenlenirdi. Piramidin kuzey doğu köşesine yakın bir kapalı odada (Serbab) Mısır’ın bilinen ilk büyük taş kraliyet heykeli olan Coser’in oturur biçimindeki heykeli vardır.

 

Ölümünden sonra tanrılaştırılan İmphotep’in bu eseri mimarlık sanatına birçok yenilikler getirmiştir. Öncelikle Mısır mimarisinde o güne kadar daha çok kamış, ahşap, çiğ tuğla ve az miktarda da taş kullanılıyordu. Sakara piramidinde ve çevresindeki binalarda ise ilk defa çok miktarda taş kullanılıyordu. Ahşap inşaat biçimleri böylelikle taşa uygulanmaya başlanacaktı. Malzemenin yeniliği kadar yapımındaki geniş ve karmaşık kompleksin çözümlenmesi de bir uygarlığın olgunlaştığını kanıtlar. Plan, düzen, binaları yerleştirilmesi, genel manzara ve bunlara ilaveten resim ve heykeltıraşının mimari elemanlar haline gelmesi, mimarının teknik bilgi yanında zengin bir yaratıcı hayal gücüne sahip olduğunu kanıtlar.

 

 

2) Gömülü Piramit

Kral Sehemhet selefinin yaptırdığı piramidin güneybatısında daha da büyük bir basamaklı piramit yaptırmak istemiş ama hükümdarlığın kısa sürmesi sebebiyle piramit tamamlanmadan kumların altında kaybolmuştur.

 

1950 yılında Mısırlı Ejiptolog M. Zakarya Goneim tarafından keşfedilmiş “Gömülü piramid” adı verilmiştir. Piramidin yüksekliği 70 m ve basamak sayısı yedi olacak biçimde tasarlandığı anlaşılmıştır. Eğer yapılsaydı Zoser basamaklı piramidinde yüksek olacaktı.

 

Taşlarının bir bölümü çalındığı için piramitin ne yüksekliğe kadar tamamlanabildiği bilinmemektedir. Yapının içinde bir de hazineye ulaşılmıştır.

 

 

3) Meydum Piramidi

Dördüncü Hanedan’dan başlayarak kral mezarlarının tasarımına önemli bir gelişme olu; basamaklı piramitlerin yerini, karesel tabanlı, içe eğimli yüzleri bir doruk noktasında birleşen gerçek piramitler aldı. Bunların ilki, Nil’in batı yakasında Meydum yöresinde bulunan piramittir.

 

Kendine özgü görüntüsü, yaş yığınlarından oluşan bir tepenin üstünde yükselen bir kule biçiminde bir yapıdır. Ancak piramit yapım hataları yüzünden çökmüş sade bir kule şeklinde kalmıştır.

Piramidin adı yapının hiçbir kısmında görülmemiştir. Yapımına 3.Hanedan’ın son kralı Huni zamanında başlanmış daha sonra 4. Hanedanın ilk kralı Snofu tarafından tamamlanabilmişti. Piramid Zoser piramidinden de yüksektir. Başlangıçta yedi basamaklı olarak düşünülmüş sonradan sekiz basamaklı bir yapıya dönüştürülmüştü. Ardından da basamaklar doldurulup gerçek piramit şeklini almıştı.

Piramidin özgün yüksekliği 93.5 m iken günümüze kadar 40 m yüksekliğinde varlığını koruyabilmiştir. Meydum piramidini kendinden önceki piramitlerden ayıran özellikleri vardır. Bunlar mezar odasının bir kuyu dibinde değil de piramidin tabanın da bulunması, piramidin doğu kenarının ortasında 2.74 ö yüksekliğinde bir ölüler tapınağının olması ve kuşatma duvarıyla piramidin arasındaki açık alanın genişliğinin az olmasıdır. Bu özellikleri ile daha sonra yapılacak piramitlere öncüllük etmiştir. (Levha 3)

 

 

4) Eğik Piramit

Eğik Piramit, Dahşur’da Snofru tarafından yapımına başlatılmış ve gerçekte piramid olarak planlanan ilk piramiddir.

Kimi zaman “Parıltılı Güney Piramidi” adıyla da anılan Eğik Piramit’in karesel tabanının kenar uzunlukları 189 m, özgün yüksekliği 105 m, hacmi 1449921 m’dir. Zamanla oluşan aşınmalar, günümüzdeki yüksekliğinin 101.5 m’ye inmesine yol açmıştır. Çift eğimlidir. Yaklaşık 49.4 m yüksekliğine dek 54o 31 93 eğim açısıyla yapılmış, sonra eğim azaltılmış 43o 21 ya indirilmiştir. Bu açısal kırılma nedeniyle piramide Eğik Piramit adı verilmiştir.

Eğik piramid, bir kuzey yüzünde bir de batı yüzünde iki girişi olan tek piramiddir. Vadi tapınağı piramid 700 metre kadar kuzey doğusundadır. Piramidin kaplama taşları günümüze kadar sağlamlığını koruyabilmiştir.

 

Piramidin doğu kenarında duvarlarının bir kısmı tuğladan bir kısmı da kireçtaşından yapılmış küçük bir ölüler tapınağı inşa edilmiştir. Tapınakta bir sunak ve Snofru’nun adlarının yazıldığı bir yazıt yer almıştır. (Levha 4)

 

 

5) Kırmızı Piramit

Snofru tarafından Dahşur’da Eğik Piramid’in 2 km kadar kuzeyinde yapılmıştır. Kullanılan kireçtaşının renginden dolayı kırmızı yada Pembe Piramid olarak bilinmektedir.

Eğim açıları Eğik Piramidin açılarına benzetmektedir. Yüksekliği 28.7 metredir. Birbiri ardına gelen üç oda yer almıştır piramidin içerisinde. Üçüncü oda mezar odası olarak planlanmıştır. Bu oda gömme işlemi yapıldıktan sonra belli olmayacak şekilde kapatılmıştır. (Levha 5)

 

 

6) Keops Piramidi

Snofru’nun ölümünden sonra tahta geçen Khufu tarafından yaptırılan, dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen ve Mısır’ın en büyük piramididir.

 

Khufu piramidi için Gize’nin yaklaşık sekiz kilometre batısında ve Libya Çölü kıyısındaki plabyu seçti. Burası hem lojistik, hem siyasal ve hemde dinsel bakımdan elverişli bir yöredir. Taş ocaklarına ve başkent Memfis’e yakındır. Nil’in batı yaaksında ölüler diyarındadır. Bu nedenlerden ötürü Keops’un, sonra seçtiğini tahmin ediyoruz.

Her piramitte olduğu gibi bununda dört kenarı dört yönü belirtir. Bina, tepede birleşen eşkenar üçgenlerden meydana gelmiştir. Taban 230 metre, uzunluğu 146 metredir. Günümüzde ise sadece 137 metredir. İnşaatta 6.25 milyon taş kullanılmıştır. Taşların ortalama ağırlığı 2,5 tondur.

 

Bloklar, birbirine tam uyacak biçimde son derece düzgün kesilmiştir. Taş bloklar arasına ince bir kağıt bile giremez. Bloklar ise standart kalıplanmıştır ve 20 santimetre civarındadır. Daha uzun yada daha kısa herhangi bir taş bloka rastlamak mümkün değildir.

Piramid yapılmadan hemen önce arazide bulunan kumlar kaldırılmış sonra sağlam kireçtaşı zemine ulaşıncaya dek kazı yapılmış, zemin düzeltilmiş ve yatay konuma getirilmiştir. Piramidin kazı alanının yatay ve düzgün duruma getirilmesinde Eski Mısırlılar su kullanıyordu.

 

Piramidin kenar uzunlukları arasında çok az hata yapılmıştır. Bu açıdan Mısır’daki piramitler arasında da ilk sırada yer almıştır. İçerisinde kraliçe odası, kral odası ve yer altı odası olmak üzere başlıca üç mekan yer almaktadır.

 

Yeraltındaki oda ile “Kraliçe odası” adı verilen odanın yapımı “Kral odasının” yapımına başlanmasıyla yarıda bırakılmıştır. Giriş yarıda bırakılmış bu yer altı odasına açılan bir koridora ulaştırır. Yukarı çıkan bir koridor büyük galeriye kadar uzanır; bu galeri de “kral odası”na açılır. Kral odasına, üstündeki piramit ağırlığını taşıması için beş sıra taş sütun yerleştirilmiştir. Burada Kral odasından dışarı açılan iki havalandırma bacası bulunur.

 

Kraliçe Odası, piramidin kuzey ve güney yüzlerinin tam ortasındadır. Bu odaya bir kral heykelinin konması tasarlanmış ancak bunun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği bilinmemektedir.

Kral odası ise doğu-batı, kuzey-güney doğrultusundadır. Burada kralın mumyasının konulduğu bir lahit yer almaktadır. Cenaze töreninin ardından Kral odasına girilmesin diye koridorun ucundaki Büyük Galeri girişi mühürlenmiştir.

 

Piramidin doğu yüzünde ölüler tapınağı yeralmıştır. Kraliçe piramitleri olarak bilinen üç piramit Keops’un hemen güneyinde inşa edilmiştir.

 

Heredotos kitabında, piramitle kullanılan taşların ocaktan çıkarılması, taşınması ve piramidin yapılması için yüz bin işçinin yirmi yıl çalıştırıldığı ve işçilerin üç ayda bir değiştirildiğini yazmaktadır. Ancak verdiği bu bilgiden yalnızca çalışan işçi sayısının doğru olması mümkündür. (Levha 6)

 

 

7) Kefren Piramidi

Dördüncü hanedanın dördüncü kralı olan Kefren tarafından yaptırılmıştır. Keops Piramidinin güneybatısında yer almıştır. Biçim olarak Keops Piramidine benzemektedir. Yüksekliği 143 metredir. Günümüzde ise 6 metre daha kısalmış bir durumdadır.

 

Piramidin iki girişi vardır. mezar odası kaya zeminin kazılmasıyla oluşturulmuştur. Odada siyah granitten yapılmış dikdörtgen bir lahit bulunmuştur. Odanın güneyinde bir çukur kazılarak kralın iç organlarının bulunduğu bir kutu gömüşmüş üstü de sonradan kireçtaşı ile kapatılmıştır.

 

Kefren piramidinin doğusunda ölüler tapınağı vardır. burada iki büyük hol, beş şapel ve yalnız birkaç kişinin girebildiği çok kutsal bir oda vardır.

 

Piramidin batısında bir dizi galeri yer almıştır. Burada piramidin inşasında çalışan ustaların ve işçilerin barındırılması düşünülmüştü. Piramidin birde kuzey-güney doğrultusunda bir uydu piramidi vardır.

 

Halk piramidin önündeki avluya kadar gelip hediyelerini buraya bırakabilirdi. Bu avluda dikili kral heykelleri vardır. bu avludan da giriş tapınağına ulaşılıyordu. Girip tapınağında tek sıra sütunlu, uzun bir salon, iki sıra sütunlu bir dikey salon ve duvarlara yaslanmış yirmi üç tane kral heykeli vardır.

 

Kefren’in krallık döneminde yapılmış yüzlerce heykelin en büyüğü ve en görkemlisi olan Büyük Sfenks, Eski Mısır heykelciliğinin ilk devasa ürünüdür. Boylu boyunca yere uzanmış gövdesi aslan, başı insan olarak ifade edilmiş bu heykel Kefren Piramidi vadi tapınağının kuzeybatısında yer almıştır. (Levha 7)

 

 

8) Mikerinos Piramidi

Dördüncü Hanedanın beşinci kralı Mikerinos tarafından yaptırılmıştır. Gize platosunda, Kefren piramidi’nin güneybatısında inşa edilmiştir. Diğer iki Gize Piramitlerinin en küçüğüdür.

Özgün yüksekliği 66 metredir. Günümüzdeki yüksekliği 62 metre kadardır. Zeminin küçük bir kısmı kırmızı granitle kaplanmıştır. Kaya zemin içine mezar odası oturtulmuştur. Bu mezar odasından daha derin iki oda daha eklenmiştir daha sonra. Bu odaların ikincisinde kral Mikererinos’un mumyasının içine koyulduğu sanıldığı lahit bura bulunmuştur.

 

Piramidin güneyinde kraliçe piramitleri yer almıştır. Ölüler tapınağında kral heykelleri yer almıştır. Vadi tapınağında kralı kız kardeşinin ve karısının heykelleri bulunmaktadır. (Levha 8)

 

 

9) Dönemin Diğer Piramitleri

Beşinci sülale hükümdarlarının mezarları daha küçük şekilde yapılmışlardır. Fakat buna karşılık tapınak bölümlerine daha fazla önem verilmiş ve özellikle süslenmesine çok dikkat etmişlerdir. Planları hemen hemen aynıdır. Küçük bir kapıdan kapalı avluya girildikten sonra, sütunlarla çevriliş asıl mabet kısmına ulaşılmaktadır. Daha uzakta heykel odaları, mağazalar ve bir çok küçük odalar bulunmaktaydı. Bunlardan sonra asıl mezara yakın yalancı kapıya tesadüf edilir. Ölen kimsenin bu kapıdan çıkarak, kendisi için sunulan şeylerden istifade edebileceği sanılırdı.

Beşinci sülalenin son hükümdarı Unas zamanında bir yenilik daha görülür, oda asıl mumyanın konacağı yeraltı mahzeninin duvarlarına dini metinler yazdırmaktadır. Amaç kral, kendisi gibi ilah olmuş olanların yanına daha hazırlıklı bir halde girmesi içindir. Altıncı sülale kralları bu metinlerden daha fazla yararlanmışlardır.

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

× Kitap Siparişi Ver

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL

1